24 Ocak 2011 Pazartesi

Biraz Çilek Biraz Tarçın

Islak bir çarşamba günü, toprak nemli, kaldırımlar ılık...

Banka oturmadan önce yarım yamalak okuduğum gazetenin en okumayacağım sayfasını koparıp bankın üstüne koydum. Oturduktan sonra her zaman ki gibi sigaramı yaktım. Yalandan okumaya başladım gazeteyi ama nasıl yalandan bir görseniz. Çocuk kitaplarındaki gibi sanki kocaman yazıları varmış sanıp hızlı hızlı göz atıp koydum gazeteyi yanıma. 

Yağmur havası güzeldir. Islanmış toprağın kokusunu hep sevmişimdir. Zaten bu ıslak toprak hatırına gelmedim mi buraya. Bir, iki sigara içip gidecekken çok uzaktan gördüm onu geçmesini bekledim önümden. Yok, öyle pek güzel değildi. Kısa boylu, kısa saçlı bir kızdı. Ama o kadar güzel bir gülüşü vardı ki bozuk gözlemlerimle bile o gülüşü çok net gördüm. Güzel ve içten gülen, güzel dişleri olan kızlara zaten hep zaafım vardır. Siyah paltosu vardı upuzun. Hava kapalı, kız paltoyla kapalı, benim içim zaten hep kapalı. O gülüş kapalı olan ne varsa açtı. Güneşi açtı, çiçekler birden açtı, parktaki adam büfesini açtı, kız paltosunun düğmelerini açtı . Mesafeler gittikçe kısalırken ben bir sigara daha yaktım. Parkta oturan bir adamım. Köpeğim yok, kitabım yok bende sigara yakıyım dedim hiç olmazsa iki elimi birbirine birleştirip oturmamış olayım diye.

Yaklaşık dört beş metre kala gülümsedi bana bakarak bende ona gülümsedim. Köpekler değil mi dedi. Hayır dedim yağmurlar. Kız benimle konuştuktan sonra köpekte kendini sevdirmeye geldi masum bir şekilde. Siyah paltolu güzel gülüşlü bir kız, deri ceketli saçma sapan bir adam ve siyah üstüne beyaz benekli bir köpek. Çok güzel bir üçlü oluşturmuştuk bence o geçen birkaç dakika içinde. Konuştuk dakikalarca yarı boş yarı dolu, yarı yalan yarı doğru. İsmini bile sormadım o da benimkini. Belki korktum sormadım, belki çoğu şeyi bok ettiğim gibi bunu da ederim diye sormadım, belki de en güzeli bu geçen üç beş dakika zorlamaya gerek yok diye. Bilmiyorum. 

Ama bir gün istersem ben seni bulurum dedim içimden 

Çünkü; 

giderken arkasında biraz çilek, biraz tarçın kokusu bırakmıştı istemeden...


Çağatay Akçay